Ama her şeye rağmen yüzleri gülen, dostluğu, komşuluğu bilen, akraba bağları kuvvetli insanlar vardı o zamanlar…
Şimdi bir de bugüne bakalım. Hayat ne kadar da kolaylaştı. Teknoloji sınır tanımıyor.
İmkânlar sınırsız denilebilinecek kadar çok!
Beklentilerimizi karşılayacak her şey var ve neredeyse hepsi otomatik. Emeksiz kolayca her işi hallediyoruz. Ne saatlerce telefon kuyruğunda beklememiz gerekiyor ne de giden elektriklerin günlerce gelmesini…
Yine de doyumsuz ve mutsuz bir toplum olmaya doğru gidiyoruz sanki… Bırakın bayramlarda bile gidilmeyen akraba ziyaretlerini, kapı komşumuzu bile tanımaz hale geldik. En nadide değerlerimizi yitirdiğimiz bir yaşam sürüyoruz. Ruhsuz bir beden gibi dolaşıyoruz sanki!
Mutluluğun tanımı, 40 sene öncesinde yetinmeydi. Doydukça yetinemez hale geldik. Sevgi, yardımlaşma, dayanışma teknolojiyle birlikte artan değil azalan oldu. Bir sorun olsa yan komşunun kapısını çalıp nasılsınız diyemezken, yolda yürürken gülümseyen suratlara hasret kaldık… Yalnız ama müthiş teknolojik bir hayatımız var bugünlerde! Şehirlerin güzellikleriyle kaynaşmış iticiliği hissediliyor. Şehirler artık kimseyi mutlu etmiyor, edemiyor.
Bizlerin artık önemsemediği bu gelişmeleri o sıkıntılı dönemleri yaşayan insanlara göstersek sanırım mucize diye düşünürlerdi ve öylesine de kıymet bilirlerdi.
Her şeyin en iyisini görüp yaşadığımız, eğitimde en güzel yerlere geldiğimiz şu günlerde aklıma bir soru takılıyor. "Kim daha mutlu?"
40 yıl öncesinin insanları mı? Biz mi?
Biliriz ki, endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Size tavsiyem yaşadığınız zamana konsantre olun. "Gelecek", kendi başının çaresine bakacaktır. Kusursuz ve mükemmel olmayı da başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun. Hiç çocuklardan huzur dersi almayı düşündünüz mü? Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün. Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır! Mesela hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman siz de saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun..
Tırtılın 'dünyanın sonu' dediğine, Ustanın 'kelebek' demesi gibi, bilgisizliğin belirtisi, adaletsizlik ve trajediye olan inancının derinliğidir.
Düşünmek görmektir. Siz görmezden gelseniz de gerçekler var olmayı sürdürürler. Bu yüzden de durumlar değişmez, biz değişiriz. Alışkanlıkların zinciri, önce hissedilemeyecek kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur!
Tecrübelerimizle biliyoruz ki kimse tecrübelerden ders almıyor. Oysa başlarımız düşünceler yön değiştirebilsin diye yuvarlaktır…
Kendinizi yorgun hissetseniz bile, başarı sizden kaçsa bile, bir hata size zarar verse bile hatta ihanet size acı verse bile, bir hayaliniz yok olsa bile, gözyaşları gözlerinizi yaksa bile, kimse gayretinizi fark etmese bile, nankörlük ödülünüz olsa bile, anlayışsızlık sizi gülmekten alıkoysa bile ve hatta her şey, hiçbir şey olsa bile, vazgeçmeyin…
Efsaneler, ayrıcalıklı hareketlerin sonucunda doğar. Tüm insanlar orijinal olarak doğar ve birçoğu kopya olarak ölür. Onlardan biri olmayın yeter…
2011 pek çok açıdan zor bir yıldı.
2012 barışın, huzurun, sevginin ve aşkın yılı olsun.
Hepinize iyi seneler.