Bir gün akşam, bizim ilçe teşkilatını Serik’te akşam yemeğine davet etti.
Mevsim yaz.
Toplandık vardık Serik’e.
Yemek açık bir alanda veriliyor.
Ben tam yemek verilen yere girdim, sazlar “Antalyalı üstat Erdal eyiöz’ün meşhur parçası olan “yol ve bana çubuk beli” ni çalmaya başladı.
Kaptım mikrofonu, başladım okumaya. (laf aramızda, hani bu parçayı da çok eyi okurum)
Beşli otomatikleri kapan, bastı tetiğe. (biz Yörüklerde adettir ya)
Ortalık savaş alanına döndü.
*
Bizim Arif Çolpak feryatta. “atman ulan ..... koduğumun adamları, şindi bi kaza çıkaracasınız”
Dinleyen yok, atışa devam.
Bizim Çolpak yırtınırcasına bağırıyor “atman deyorun ulan ......koduğumun adamları, bak bi kaza çıkcak”
Yine dinleyen yok.
Bi baktım, bizim Çolpak ta almış eline bi otomatik. O da havaya ateş ediyor.
Ben hayretle “Ula Arif naapıyon?” diye sorunca, “naapaan bizim olan” dedi, “baktım ...... koduklarım sıkıyor, ben de sıkaaan bari”
*
Eski bi anı.....Nereden aklıma geldiyse.
*
Dün baktım.
Sayın Kılıçtaroğlu kendi milletvekillerine sesleniyor.
“Sayın milletvekilleri, ben biliyorum ki, her gün meyhanelere gidiyorsunuz. Ben size meyhaneye gitmeyin demiyorum, gidin. Yalnız meyhanelere giderken, kalabalık gitmeyin, dikkati çekiyorsunuz. Her gittiğiniz meyhanenin garsonları bana söylüyorlar.”
*
Bu sözlerin tamamı Sayın Kılıçtaroğluna ait.
Hem televizyonlardan duydum, hem de gazetelerden okudum.
*
Bu olayda, dikkatimi çeken iki mesele var.
Birincisi. Kendi aralarında ki kavgadan, iki de bir yapılan kongrelerden ve de Önder Sav’dan bunalan milletvekilleri, vurmuşlar kendilerini meyhanelere.
İkincisi de. Sayın Kılıçtaroğlu diyor ki, “garsonlar bana haber veriyorlar”
Demek ki onun durumu da aynı.
*
GELELİM BİZİM HAKAN ŞÜKÜRE
Yeşil sahalarda top koşturduğu yıllarda, en beğendiğim futbolcuların başında geliyordu.
Efendi kişiliği, hiçbir zaman magazin sayfalarına konu olmayışı, hiçbir pisliğe karışmaması, düzgün ve mutlu bir aile yaşantısının olması, ben de kendisine karşı bir saygı oluşturmuştu.
*
Futbolu bıraktı, kendi isteği ile milletvekili adayı oldu ve seçildi.
Ben “hah” dedim. Mecliste artık sporla ilgili konularda, bilgili bir milletvekili olarak, çalışmalar yapar, yardımcı olur, belki de ileride spor bakanı bile olur, diye düşünmüştüm.
*
Nerden çıkardı bilemiyorum.
Kalktı, bir TV kanalında yorumculuğa başladı.
Eski saygım devam etse de, hayal kırıklığına uğradım.
*
Sevgili Hakan Şükür.
Sana kimse “mille vekili ol”diye baskı yapmadı.
Baktın, milletvekilliği sana göre değil. Beklerdin, süren dolunca da yorumculuğuna dönerdin.
*
Yine geçmişten bir anı.
*
Ben Genç partiden Muratpaşa belediye başkanı adayı olunca, İrfan Gökşenide biraz zor kullanarak, Büyükşehir belediye başkanı adayı yapmıştık.
Tam gaz seçim çalışmalarına başladık.
Seçim bitimine 20 gün kala, genel merkez desteğini çekti.
Altımızda ki anons arabaları bile gidince sap gibi dımdızlak ortada kalıverdik.
*
Bir akşam, İrfan ile oturduk dertleşiyoruz.
Cigarasından derin bi nefes çektikten sonra, “aah ah Nedim abi” dedi “hem kendini yaktın, hem de beni.”
*
Aaah ah Hakancığım, hem kendini yaktın, hem de arkadaşlarını.